top of page

Şimdi Bu Ateşi Büyütme Zamanı

Okmeydanı İşçileri Kazandı

Özel Okmeydanı Hastanesi emekçileri, binanın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle ücretsiz izne zorlandı.

Sağlık emekçileri; yatırılmayan maaşları, ödenmeyen mesaileri ve kıdem tazminatları için hastanede 51 gün boyunca nöbet tuttu, eylemler yaptı. 10 Kasım 2025’ten 30 Aralık 2025'e tüm haklarını alana kadar Şafak Grubuna ait özel hastanelerde (Özel Meva Hastanesi ve Özel Aile Hastanesi) eylemler düzenlediler. Meclis’e çıktılar, eylemde olan diğer işçileri selamladılar, sosyal medya çalışmaları yürüttüler. Yapılan eylem ve etkinliklerde kendilerini anlatarak gündemden düşmemeye çalıştılar.

Eylem süreci ve bu sürecin kazanımları  ile ilgili Sema Arslantürk ile konuştuk.

1) Eylem süreci nasıl başladı?

Merhabalar, ben Sema Arslantürk. Özel Okmeydanı Hastanesi Direniş Temsilcisi ve Sözcüsüyüm.

Süreç, sorumlu gruplara yöneticiler tarafından atılan “Tüm personel birer kişi katta kalacak şekilde yemekhaneye geçebilir mi?” mesajı ile başladı.

Yemekhanede, Şafak Grubu yetkilisi ve mali müşaviri olduğunu söyleyen; daha önce de bizi Şafak Grubuna devrettikleri zaman gördüğümüz Ahmet Özgün tarafından, açıklama olarak kabul etmediğimiz bir konuşma gerçekleştirildi. Yetkisi olmayan teknik servise kuruma baktırıp video ve görsellere bakarak binanın depreme dayanıksız olduğuna kendilerinin karar verdiğini, çalışma faaliyetini durdurduklarını, binanın boşaltılması gerektiğini; hastaların zorunlu taburcu edileceğini ve bizim de ücretsiz izne çıkarıldığımızı, eşyalarımızı toplayıp çıkmamız gerektiğini aktardı.

Aylardır içeride kalan maaşlar, sürecin nasıl ilerleyeceği, kıdem, ihbar vb. sorular sorulduğunda ise havada kalan bir süreç oluştu. Sorulara ve itirazlara, yemekhanenin önünde arkadaşlarımıza parmak sallayarak; tehditkâr, küçük düşürücü cevaplar verilerek devam edildi. Biz bu senaryolara, yakın zamanda kulaktan kulağa yayılan diğer hastanelerin süreçlerinden aşinaydık. Haksızlıklar, emeğimizin karşılığını alamamak ve güvencesizlik bizi bu noktaya getirdi.

Yaşadığımız süreç yalnızca bir işten çıkarma değildi; hukuksuzluğun, keyfiliğin ve emek düşmanlığının açık bir örneğiydi. Deprem bahanesiyle yaratılan belirsizlik, ücretsiz izin dayatmaları ve zorla tahliye; bizlere reva görülen sistematik bir hak gaspı idi. Artık sabretmenin değil, ses çıkarmanın zamanı olduğuna karar verdik ve harekete geçtik.

2) Eyleminiz toplam kaç gün sürdü, bu süre boyunca neler yaşadınız?

Direnişimiz tam 51 gün sürdü. Belki matematiksel olarak 51 gündü ama bizim için bir asır gibiydi. Bir yandan hayata devam etmek, bir yandan da süreci sürdürmek zorundaydık. Tehditler, soğuk, maddi sorunlar, aile baskısı, provokasyonlar, psikolojik baskılar, karalama kampanyaları, dedikodular, bürokrasi ve nüfuz kullanımı üzerinden gelen tehditler… Tam anlamıyla bir Şafak politikası ve tutumuyla karşı karşıyaydık.

Arada kayıplarımız oldu; hastalarımız vardı ve bunlar üzerinden bile bizi zorladılar. Ve bir gün, içler acısı ama gerçek bir şey yaşandı: Kurşunlandık. Bir işçi direnişinin kurşunlanabildiği bir yerde, emeğin ne kadar büyük bir tehdit olarak görüldüğünü bizzat deneyimledik.

Çoğu arkadaşımız, yaşamlarına devam etmek zorunda kaldıkları ve ertesi gün muhatap bulamayacaklarını düşündükleri için ayrılmak zorunda kaldı. Kimseyi bu konuda yargılamadık; aynı yaşamın içinde olmak bunu gerektiriyordu. Kalanlar için ise her gün ayrı bir sınavdı. Yorgunluk, soğuk, imkânsızlık ve belirsizlik duygularını birlikte ve yoğun biçimde yaşadık. Ama aynı zamanda büyük bir direnç ve inat da vardı.

3) Bu süreçte arkadaşlarınızla birlikte hareket etmek size ne hissettirdi? Dayanışma pratikte nasıl kuruldu?

Birlikte bir güç, bir ses, bir omuz olmuştuk. Birimizin morali bozulduğunda diğeri onun morali oldu. Çayı paylaştık, ekmeği böldük, gözyaşlarımızı sildik; günün sonunda birbirimize daha sıkı sarıldık. Biliyorduk ki düşersek tutarız; destekledikçe, sarıldıkça güçleniriz. Dayanışma lafta değil, pratikte kuruldu.

4) Bu kazanımı neye bağlıyorsunuz? Sizce belirleyici olan neydi?

En önemli şey kararlılık ve iradeydi. Korkarız sandılar ama haklı olmanın ve emeğin cesaretini hesaba katmadılar. Bizi görünmez kıldıklarında, sessizleştirmek istediklerinde “Biz buradayız, hak bizim, emek bizim” dememiz; daha gür, daha direngen olmamız belirleyici oldu. Kurşunlara rağmen geri adım atmamamız sürecin seyrini değiştirdi.

5) Yeni yıl vesilesiyle işçi sınıfına ve özellikle kadın emekçilere ne söylemek istersiniz?

Tüm işçi kardeşlerime şunu söylemek isterim: Haklarımız bize asla altın tepside sunulmayacak; biz alacağız.

Özellikle kadın emekçilere sesleniyorum: Bizler hem işte hem hayatta her zaman iki kat mücadele ediyoruz. Küçümsenen, görünmeyen emeği sırtlayan, işi hiç bitmeyen kadınlardık biz. Ama gücümüz de her zaman iki kat; bunu unutmayın. Susmayın, korkmayın, geri çekilmeyin, yan yana durun. Değişim ve kazanım mümkün; biz bunun canlı kanıtıyız. Bir kadın olarak göğsümü gere gere söylemeliyim ki bu direnişin omurgası kadınlardı.

6) Bu eylem size mücadeleye dair ne öğretti?

Bu eylem bana sabrın, direncin ve örgütlü olmanın ne kadar hayati olduğunu öğretti. Mücadele kolay değil ama çok öğretici. Hak verilmez, alınır. İnsan kendini tanıyor, sınırlarını görüyor ve aslında ne kadar güçlü olduğunu fark ediyor. En önemlisi de haklı bir mücadelenin asla boşa gitmediğini öğretiyor.

7) Karşılaştığınız baskılar, zorluklar nelerdi ve bunları nasıl aştınız?

Psikolojik baskılar, yıldırma çabaları, yalnızlaştırma girişimleri; kişisel alanımıza ve eşyalarımıza el uzatılması (tahliye sırasında tel tokalarımızın ve pedlerimizin bile envanter gibi götürülmesi) gibi pek çok şey yaşadık. “Boşuna uğraşıyorsunuz”, “Ne yapabilirsiniz, söylenenleri kabul edin”, “Kim hakkını tam alıyor ki zaten?”, “Bir akıllı siz misiniz?”, “Ne kadar devam ettireceksiniz, yorulmadınız mı?”, “Kadınsın/kızsın sen…” diyenler oldu. Ama biz bunlara aldırmamayı seçtik. Doğru bildiğimiz yoldan sapmadık. En büyük cevabı dimdik durarak verdik. Her baskı bizi daha da bileyledi.

8) Kadın sağlık emekçisi olmak bu süreçte size özgü ne tür deneyimler yarattı?

Kadın sağlık emekçisi olmak bu süreçte hem gurur verici hem de ağır bir sorumluluktu. Maalesef kadınlar hâlâ olması gereken değeri görmüyor; bizi koruyan, güvence altına alan bir sistem yok. Biz her gün insanların hayatına dokunan kadınlardık; şimdi kendi hayatımıza ve emeğimize sahip çıkıyorduk. Hem kadın olmanın görünmez yükleriyle hem de işçi olmanın sorunlarıyla mücadele ettik. Bu direniş, kadınların ne kadar direngen, dönüştürücü ve fark yaratan bir güç olduğunu bir kez daha gösterdi. Bundan sonraki süreçte bu deneyimleri tek tek aktarmaya devam edeceğim.

9) Bu kazanımın başka işçi direnişlerine nasıl bir umut veya yol gösterebileceğini düşünüyorsunuz?

Bu kazanım, başka işçi direnişlerine şunu net biçimde gösteriyor: Yalnız değilsiniz ve kazanmak imkânsız değil. Küçük ya da “önemsiz” görülen direnişler bile büyük umutlar yaratabilir ve somut kazanımlara dönüşebilir. Eğer bir kişi bile “Onlar başardıysa biz de başarabiliriz” diyorsa, bu mücadele amacına ulaşmıştır.

Bizim direnişimiz bir son değil, bir başlangıçtır. Sağlık emekçilerine, kadın işçilere, güvencesiz ve baskı altında çalıştırılan herkese çağrımızdır: Ses çıkardığınızda, yan yana durduğunuzda ve örgütlü olduğunuzda değişim mümkündür. Bunu bizzat yaşadık. 

Bu sürecin sonunda yalnızca bir mücadele hikâyesi değil; alacaklarımızın tanınması, hak gasplarına geri adım attırılması ve mücadelenin kamuoyunda görünür hâle gelmesi gibi somut kazanımlar bıraktık. Hiçbirimiz başımız öne eğilerek ayrılmadık. Kimseyi yarı yolda, arkada bırakmadık. Alnımız ak, başımız dik. Bu, kayda geçmiş bir işçi kazanımıdır ve başka direnişler için yol gösteren bir ışıktır. Yol zor olabilir ama ışığımız var; şimdi bu ateşi büyütme zamanı.


Yorumlar


EKA3-01.png

dünyaya başkaldırıyoruz!

© 2023 by RAFTER'S. Proudly created with Wix.com

bottom of page