Yurtlarda Çalışan Kadınlarla Söyleşi
- Dünyaya Başkaldırıyoruz

- 21 Nis
- 6 dakikada okunur

AYSEL ŞAT – Her gün binlerce öğrenciye kapılarını açan yurtlarda hayat akıp giderken, o düzeni ayakta tutan çalışanların sesi çoğu zaman duyulmuyor. Bugün; bu görünmeyen emeği, yaşanan zorlukları ve özellikle kadınların bu sistem içindeki yerini konuşmak istiyoruz. Bu nedenle KYK yurtlarında çalışan OTİS (Tüm Otel ve Turizm İşçileri Sendikası) üyesi kadınlarla konuşuyoruz.
- OTİS Sendikasını tanıtabilir misiniz?
- KYK yurtlarında çalışan personelin bugün karşı karşıya olduğu en temel sorunlar nelerdir?
- KYK yurtlarında çalışan personelin statüsü nedir? (Taşeron, kadrolu, şirket çalışanı vb.)
- Bu çalışanlar kendilerini kamu çalışanı gibi mi hissediyor yoksa özel sektör işçisi gibi mi?
- Sistemin en temel sorunu sizce nedir?
- Öncelikle bize bunları anlatabilir misiniz?
AYŞE – OTİS 6 yıllık bir sendika; Önceleri otel ve turizm alanında faaliyetleri daha yoğunmuş. Şimdi KYK yutlarında adını duyuruyor. Hepimiz OTİS'le tanıştığımızda KYK'larda şu an yetkili olan sendikadaydık. O sendikanın yöneticileri bizlerle ilgilenmiyor, yöneticilerle ahbaplık ilişkisi kuruyor ve bir sorunumuz olduğunda sürekli "Yöneticilerinize uyun, onlar ne derse yapın," diyorlardı. Bazı haksızlıklara uğradıktan sonra bir arkadaşım aracılığıyla OTİS’i tanıdım. Arkadaşım kendi iş tanımı dışındaki işleri yapmıyordu. Nedenini sorduğumda, "Benim sendikam farklı, bana haklarımı öğretiyor. Bu sayede sadece kendi görevlerimi yapıyorum," dedi. Böylelikle ben de OTİS Sendikasına ulaşarak üye oldum.
Onlardan öğrendiğim şuydu: Biz işçiye haklarını ve ne yapması gerektiğini öğretiyoruz; sonrasında işçi isterse bu haklarını kullanıyor. Bizden yardım talep ederlerse de biz de yanında duruyoruz. Arkadaşımın dediği gibi, ne zaman telefon açsam sendikam bana cevap veriyor. Eski sendikamızda bir muhatap bile bulamıyorduk. OTİS ne yapıyor derseniz; OTİS işçiye dilekçe yazmayı, tutanak tutmayı ve hangi durumlarda görevlendirmeye şerh koyması gerektiğini öğretiyor. Önceki sendikamızda böyle bir şey yoktu; "Her şeyi kabul edeceksiniz," diyorlardı. OTİS bize öncelikle iş güvenliğini, iş kazalarını ve toplu iş sözleşmesini okumamız gerektiğini öğretti. Toplantılarımızda sürekli bunlardan bahsederek işçilerimizi bilgilendiriyoruz.
Neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiğini, sağlıklarını nasıl korumaları gerektiğini öğretiyoruz. KYK’da genelde "temizlik personeli her işi yapar" gibi bir algı var. Sendikalı olmadığımız dönemlerde böyle gördük ve böyle alıştırıldık; halbuki öyle değilmiş. Biz bunları sendikadan öğrendikten sonra diğer işçi arkadaşlarımıza da öğretmeye başladık.
AYSEL ŞAT- Aslında sendikanın gerçek tanımı budur: İşçiyi koruyan, haklarını kullanmayı öğreten kurumdur. Ancak şu anda "yandaş" dediğimiz sendikaların çok daha farklı davrandıklarını görüyoruz.
AYŞE– Biz böyle bir kültürden gelmediğimiz için bu yaklaşım bize çok değişik geliyordu. OTİS’te kesinlikle müdürlerle veya amirlerle kapalı kapılar ardında pazarlık yapılmaz; sadece işçiyle muhatap olunur. İşçiye hakları söylenir, işçi isterse süreç devam ettirilir. Eğer müdürlerle konuşulacaksa da bu, işçilerle birlikte yapılır ve onlara söz hakkı verilir.
AYSEL ŞAT– Aslında ilk sorularımın cevabını verdiniz. Ben de size çalışanların durumunu, hangi şartlarda çalıştıklarını ve temel sorunlarını soracaktım.
AYŞE– Bunun cevabını ayrıca vereyim. KYK’da çalışanlar "az personel, çok iş" mantığıyla çalıştırılıyor. Yurtlar yaklaşık 3.000 kişilik ve 10-15 katlı. Bu katlarda bazen sadece 7-8 personel çalışıyor. Bir kişiye 20-25, hatta bazen 28 oda verildiği oluyor. Bu iş yükü çok fazla. Ayrıca bu kişiler sadece kat temizliği değil; bahçe temizliği, ot yolma, badana, boya, çamaşırhane işleri, yurda gelen ve eşyaların taşınması gibi her işe koşturuluyor. Sosyal alanların temizliği, amirlere çay ve yemek servisi gibi işler de yaptırılıyor. Bu her yurtta yok belki ama yapıldığı yerler var. Bir de şöyle bir uygulama var: Sosyal alanlar ve amirlere hizmet için 4-5 personel ayrılıyor; bu kişiler az sayıdaki memurun özel işlerini yaparken, 1.000-3.000 kişilik yurdun temizliği geri kalan kısıtlı personele kalıyor. Bu gerçekten büyük bir dengesizlik.
Keşke işçilerimiz sadece temizlik yapıyor olsalar... Bazen tırlarla malzeme geliyor ve bu 20-30 kiloluk bidonları kadınlar taşımak zorunda kalıyor. Amirler, "Akşama kadar bunları taşıyacaksınız," diyor. 20 yıl boyunca bu işi yaptığınızı düşünün; işçilerimizde menisküs, bel ve boyun fıtığı, deterjan kaynaklı alerjik reaksiyonlar ve KOAH gibi solunum rahatsızlıkları oluşuyor. Hasta olmayan neredeyse yok.
AYSEL ŞAT– Temizlik maddelerini sürekli solumak ciddi hastalıklara neden oluyor.
AYŞE – Bu maddeleri 20 yıl soluyan bir kadının ne hale geleceğini siz düşünün.
NURTEN – Sendika başkanımız dahil tüm yöneticilerimiz aynı zamanda sahada çalışan kişilerdir. Şu anki başkanımız da bir KYK yurdunda çalışıyor.
AYŞE – Yönetim kadrosundaki kişiler, başkalarına fırsat tanımak adına iki yıl sonra görevlerini devrederler. Kadınları öne çıkaran bir sendikayız; yönetimde kadınların ağırlıkta olmasıyla gurur duyuyorum.
AYSEL ŞAT – Kadınların hayatın her alanında güçlü bir varlık gösterdiğine inanıyorum; çünkü onların muhakeme becerisi, çok yönlü düşünme yetisi ve çözüm üretme biçimi sadece farklı değil, aynı zamanda daha kapsayıcı, sezgisel ve sürdürülebilir sonuçlar doğurabilecek nitelikte. Sendika başkanının kadın olması tercihini bu nedenle çok doğru buluyorum.

AYSEL ŞAT– Çalışma koşullarınızdan bahsetmek gerekirse:
- Vardiya düzeni nasıl?
- İş yükü eşit dağıtılıyor mu?
- Dinlenme süreleri yeterli mi?
- Personel sayısı yeterli mi?
AYŞE – Personel sayısı kesinlikle yeterli değil. Bakanlıkta sistem, kişi sayısına göre değil metrekareye göre işliyor. Ancak 500 kişilik bir yurt, odalara ek yatak atılarak 1.500 kişiye çıkarılıyor. Yer genişlemiyor ama kişi sayısı arttığı için çöpü, nevresimi, yemeği ve temizlik ihtiyacı üç katına çıkıyor; personel sayısı ise aynı kalıyor.
Burası kız yurdu olduğu için iş yükü kadınlarda. Genel temizlik zamanlarında erkek personeller geri çekiliyor, kadınlar kendi işlerini bitirip bir de erkek yurtlarını temizlemeye gönderiliyor. Bu büyük bir haksızlık. Ayrıca yurtlarda bahçıvan veya çaycı kadrosu olmadığı için o işler de mevcut personelin üzerine kalıyor.
NURTEN– "Erkekler genel temizlik yapmaz" gibi bir yargı var.
AYŞE – Evet, "Kadınlar daha iyi yapar," mantığıyla böyle bir tutum sergiliyorlar.
NURTEN – Bakanlıklarda veya il müdürlüklerinde genellikle "torpilli" personellerin daha rahat işlere alındığını biliyoruz. Sahada çalışması gereken elemanların bir kısmı buralarda görevlendiriliyor.
AYŞE – Evet; örneğin il müdürlüğünde 60 memura 10 temizlik görevlisi çay servisi yapıyor. Hâlbuki resmi dairelerde çay servisi diye bir zorunluluk yoktur, kantinler vardır. Müdürler bile kendi özel hizmetleri için ikişer kişi ayırıyor. Öte yandan, deterjan kullanması sakıncalı olan raporlu (KOAH veya nefes darlığı olan) işçilerimiz var. Yöneticiler bu raporları kabul etmeyip "İş akdinizi feshederiz," diye tehdit ediyorlardı. Oysa kanunen uygun bir iş alanı açmak zorundalar. Artık işçilerimiz haklarını bildiği için bu baskılara boyun eğmiyor. Eskiden iş yeri hekimimiz bile yoktu, bunu zorla yaptırdık.
Geçen yıl bir üyemiz iş kazası geçirdi. Ancak ondan sonra bulunduğu yerde iş hekimi uygulaması başladı. Biz bunu mücadele ederek kazandık. Sadece bizim örgütlü olduğumuz yurtlarda iş yeri hekimimiz var. Genelde iş kazası geçiren işçi arkadaşımız, yanındaki memur baskısı nedeniyle hastanede durumu belirtemiyor. Başına çok ağır kazalar gelen, sakat kalan, hatta kanalizasyona indirilip mikrop kaparak ölen arkadaşlarımız oldu. Üyemizin kolu kırıldığında bunun bir iş kazası olduğunu ve raporu müdüre vermesi gerektiğini öğrendi. Müdür raporu aldığında "Ben bunu ne yapacağım?" dedi. SGK’ya bildirmediği için ceza yiyince de üyemize mobbing yapmaya başladı. Yani maalesef müdürler bile mevzuatı bilmiyor.
AYSEL ŞAT– İş güvenliği risklerinden söz etmişken; yangın veya acil durum gibi konularda eğitim alıyor musunuz? Kadın güvenlik görevlilerinin durumu nasıl?
AYŞE – Eğitimler ancak biz dilekçe verdikten sonra düzenli hale geldi. Güvenlikçi arkadaşlarımızın da çok sorunu var. Örneğin, dağ başında 3.000 kişilik bir yurtta gece sadece iki kadın güvenlik görevlisi kalıyor. Geçen yıl bir arkadaşımıza köpek saldırdı. Kendi güvenlikleri bile yok. Kışın dondurucu soğuğunda pencere açık olmak zorunda olduğu için nizamiyede montlarıyla oturup 12 saat vardiya tutuyorlar. Sağlıkları bozuluyor, yönetim de onları korumuyor. Erkek yurtlarındaki güvenliklere ise iş tanımları dışında her iş (toprak taşıma vb.) yaptırılıyor. İtiraz edince sürgün ve mobbing ile karşılaşıyorlar.
AYSEL ŞAT– Sendika olarak bu durumlara nasıl müdahale ediyorsunuz?
AYŞE – İşçi arkadaşlarımız istemediği sürece müdahale edemeyiz. Arkadaşlarımıza görevlendirme yazılarını iyi okumalarını söylüyoruz. Genelde altına "Amirin verdiği diğer görevler" diye ucu açık bir ibare eklerler. Biz işçi arkadaşlarımıza şerh koymayı öğrettik. Arkadaşlarımız kendi işini yaparken ek işler verilip asıl işini bitiremediği için tutanak tutulursa, savunma sürecinde sonuna kadar yanında oluyoruz.
AYSEL ŞAT – Şikayet eden işçi korunuyor mu yoksa "sorun çıkaran eleman" muamelesi mi görüyor?
NURTEN – Tabii ki suçlu ilan ediliyor. İdareciler "itaatkar" işçi istiyor. Hakkını arayanı "kötü örnek" olarak görüp sürgün ediyorlar.
AYŞE – Ben ve arkadaşlarım bir ayda dört kez yer değiştirebiliyoruz. Şu an bir çok arkadaşımızın mahkemesi, mobbing davası ve disiplin cezalarına karşı açtığı davaları var. Disiplin kurullarında işçi temsilcisi bile bulundurmuyorlar; "yetkili sendika girer" diyorlar ama o da girmiyor. Kendi kendilerine ceza kesiyorlar. Ancak biz yılmadıkça bir süre sonra "Aman buna dokunmayalım," demeye başlıyorlar.
ZEYNEP – Eskisi gibi değiliz, bilinçlendik. Artık tutanak denilince titremiyoruz, kendimizi dimdik ifade edebiliyoruz. Arkamızda sendikamız var.
NURTEN – İdareye yakın olanlar rahat işlerdeyken biz katlarda yoğun çalışıyoruz. TYP (Toplum Yararına Program) personeli gelince biraz rahatlıyoruz ama onlar gidince yük yine bize biniyor.
ÖZLEM – Temizlik işçisi kadınların mesaisi evde de devam ediyor.
AYŞE – En büyük sorunlardan biri kreş. Kanunen 150 çalışanı olan yerde kreş açılmalı ama yok. Kadınlar saat 18.00’de işten çıkıyor ama çocukları okuldan 17.00’de çıkıyor; çocuklar kapıda kalıyor. Ayrıca doğudaki arkadaşlarımız kışın iş tanımlarında olmamasına rağmen buz tutmuş karları küremek zorunda kalıyor. Bu devirde bu çok acı.
AYSEL ŞAT– Peki, aldığınız ücret bu ağır iş yüküne değiyor mu?
AYŞE – Kesinlikle hayır. Maaşın çoğu yol, servis ve çocuk masraflarına gidiyor. Günlük yoğurt yardımı sadece 32 TL. Açlık sınırının altında yaşıyoruz. Üstelik vergi dilimi nedeniyle maaşımız yıl içinde sürekli azalıyor.
AYSEL ŞAT - Sistemde acilen ne değişmeli?
AYŞE – Kesinlikle net bir "iş tanımı" yapılmalı. Temizlik görevlisi sadece kendi işini yapmalı; bahçıvanın, tamircinin veya taşıyıcının işini değil.
AYŞE – Son olarak şunu söyleyeyim: Hangi kriz olursa olsun (pandemi, deprem) yükü KYK yurtları ve personeli çekiyor. Biz oradaki öğrencilere kendi çocuğumuz gibi bakıyoruz, onlarla duygusal bağ kuruyoruz. Tek isteğimiz emeğimizin görülmesi ve sağlığımızın korunması. Eskiden dinlenme odamız bile yoktu, deterjan depolarında oturuyorduk. Sendika sayesinde şimdi bazı yerlerde insani dinlenme alanları açılmaya başladı.
AYSEL ŞAT– Emeklerinize sağlık. Haklarınıza kavuşmanız dileğiyle, söyleşi için teşekkür ederim.
Not: Yoğun mobbing altında çalışan işçilerin zarar görmemesi adına isimler değiştirilmiştir.



Yorumlar