Bütün Ezilenlerin Kurtuluşu İçin
- Dünyaya Başkaldırıyoruz
- 13 Eyl 2024
- 5 dakikada okunur
Metanın Paranın Sermayenin Egemen Olduğu Toplumu Yıkalım
Feminizm, kendi teorisine yol açmak için, Marx’ın görüşlerine sık sık başvurur. Marx’ın teorisi öylesine zengin ki burada kendilerine bir dayanak bulmak isterler. Fakat, bunu, Marx’ın görüşlerinin bütünlüğünü bir kenara bırakarak yaparlar. Marx’ın görüşlerinin bütünlüğü, kendilerine olumlu yanıt vermez. Marx’tan destek bulamadıkları zaman, tüm çabaları bu büyük düşünürün görüşlerini çarpıtmak olmuştur. Onlar bunu, hem de Marx’ın görüşleri bu kadar yaygın olarak bilindiği halde yapıyorlar. Marx’ın görüşlerini sözüm ona eleştirirken, aslında Marksizmin ne kadar doğru ve güçlü, kendilerinin düşüncelerinin ise yanlışlarla yüklü ve zayıf olduğunu açığa vuruyorlar.
Silvia Federici, feminizm teorisi için, çaba harcayan önde gelen birisi bir teori oluşturmak için elinden geleni yapıyor ama feminizmin elinden daha fazlası gelmiyor. O da birçok feminist gibi, Marksizm’e başvurmadan ciddi bir şeyler söyleyemiyor. İşte farklı zamanlarda yazılan metinlerini bir araya getirdiği kitap, F. Engels’in bir görüşüyle başlıyor:
“Tarihteki belirleyici güç gündelik yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir.”
Feministlerin, üretim ve yeniden üretim üzerine söylediklerinin kaynağı, Engels’in bu tespitidir. Ki burada söylenenler Kapital’de etraflıca işlenmiştir. Engels bu ifadeyi, evrensel gelişme doğrultusunda ele alırken, feministler, statükoyu savunmak için bir dayanak noktası yapmak istiyorlar. Marksizm’de buna bir dayanak bulamazlar.
Silvia Federici teoride nasıl yol almak istiyor ona bakalım:
“Kapital’in yayınlanmasından 150 yıl sonra, kapitalizmin zorunluluğu ve ilericiliği varsayımına en az üç nedenden dolayı meydan okumalıyız.
Marx, Kapital’de, kapitalizmin tarihteki yerini şu olaylar temelinde değerlendirir: Kapitalizmin ilk evresinden başlayarak, üretici güçlerin yüksek bir gelişme göstermesi, teknolojinin ilerlemesi, üretimin yoğunlaşması ve merkezileşmesi; üretimin özellikle tekelci aşamada toplumsal devriminin koşullarının oluşması. Kapitalizmin yalnızca ilerleme gösterdiği görüşü Marksizm'e ait değildir. Bu görüş ilerleme yanlılarının görüşüdür. Kapital; sermayenin büyümesiyle ilerlemeye, bir gerileme karşılık düştüğünü ortaya koyar. Sermaye büyür, ilerlerken işçi sınıfının durumunda gerileme olur.
Marx, Kapital’i, “iktisadi açıdan düşündüğünde bugünkü toplumun, yeni daha yüksek bir biçime gebe olduğunu gösteren bir çalışma olarak tanımlar.
S. Federici bu üç “meydan okuma” noktasını açıklıyor; “Birincisi, beş yüzyıllık kapitalist gelişme (Marx’ın öngördüğü gibi) ‘üretici güçlerin’ büyük çaplı endüstrileşme şeklinde genişlemesi yoluyla, ‘komünizme’ geçişin ‘maddi koşulları’nı yaratmaktan daha çok gezegenin kaynaklarını tüketmiştir.”
Marx, sermayenin, emeği ve toprağı kurutarak ilerlediğini net olarak belirtir. Yine Marx nehirlerin (Times) nasıl kirletildiğini de belirtir. Federici, Kapital’e rağmen yukardaki lafları etmesi için Kapital’i gerçekten hiç anlayamaması gerekiyor. Marx’ın eleştirdiği şeyleri Marx’a mal etmezdi. Kapitalizm, emeği ve gezegeni tüketirken, aynı zamanda üretici güçleri geliştirerek, komünizmin maddi koşullarını hazırlar.
“İkincisi” diyor, Federici “her ne kadar kapitalizm… işçiler arasında elbirliğini teşvik ediyor gibi görünse de aslında onları pek çok açıdan bilmektedir: eşitsiz iş bölümü, ücretli işçilere ücretsizler üzerinde güç tanımak. Cinsiyetçiliği ve ırkçılığı kurumsallaştırmak”.
İşçi sınıfı kendi içinde bölünmemiş olsa, kapitalizm, kapitalizm olmaktan çıkardı. Burjuvazi egemenliğini sürdüremezdi. Bu belirleme marksizmde çok açık. Fakat işçilerin kendi aralarında rekabeti yerine, birliğinin konması, sermayenin büyümesiyle birlikte gelişim gösterir. Kapital’deki tespitle:
“… büyük sermaye sahiplerinin sayılarındaki sürekli azalmayla birlikte, sefalet, baskı, kölelik, soysuzlaşma, sömürü de alabildiğine artar; ama gene bununla birlikte, sayıları sürekli artan, kapitalist üretim sürecinin kendi mekanizması ile eğitilen, birleştirilen ve örgütlenen işçi sınıfının başkaldırmaları da genişledi, yaygınlaştı.”
Bugün işçi sınıfının genişleyen, artan başkaldırmaları, kapitalist dünyayı devrim yangını yerine çevirdi.
Erkeklerin egemen olduğu toplum, metanın, paranın ve sermayenin egemen olduğu bir toplumdur. Kadınların ezilmesi ve eşitsizliği bu temelde açıklanabilir. Kapitalist toplumda, kadın ve erkeğin daha yüksek ilişkisinin koşulları oluşmuştur. Madem ki S. Federici Kapital üzerinden Marx’ın görüşlerine “meydan okuyor” biz de Kapital’de Marx’ın kadın ve erkek ilişkisini ve yeni oluşmakta olan işçi ailesini nasıl değerlendirdiğini görelim:
“Eski aile ilişkilerinin kapitalist sistem içinde uğradığı çözülme ne derece korkunç ve iğrenç görünürse görünsün, büyük sanayi, kadınlara, gençlere ve her iki cinsiyetten çocuklara ev alanı dışındaki toplumsal olarak örgütlenmiş üretim süreçlerinde belirleyici roller verdiği kadar, ailenin ve cinsler arası ilişkinin daha yüksek bir biçiminin yeni ekonomik temellerini de yaratır.”
Cinsiyetlerin, kadın ve erkeğin daha yüksek bir ilişkisi, yalnızca ekonomik dinamikler üzerinde yükselmez, bunun için siyasal mücadele de gerekir. Kadınların siyasal olarak örgütlenmeleri ve devrimci siyasal mücadeleye atılmaları, kendi kurtuluşlarının nereden geçeceğinin ne kadar bilincinde olduğunu gösteriyor.
S. Federici’nin “meydan okuyuşunun” üçüncü noktası; “üçüncüsü, Meksika ve Çin Devrimlerinden başlayarak, geçen yüzyılın en sistem karşıtı mücadeleleri, yalnızca ya da esasen, Marx’ın devrimci özneler olarak öngördüğü ücretli sanayi işçileri tarafından değil; kırsal, yerli, sömürge karşıtı ve feminist hareketler tarafından verilmiştir.”
Feminist hareketin, sıralanan devrimlerin yanında ne işi var. Feminizmin böyle bir devrimci rolü hiç olmamıştır. 20. Yüzyılda sosyalist kadın önderlerin ve kadın hareketinin devrimlerde etkin yeri vardır. Feministler, kendi dışında olan kadın hareketini hatta sosyalist kadın hareketini kendine mal etmede çok ustalar. Onlar, yaşanan tarihi gerçeklere karşın, bunu yapıyorlar.
Yukarıdaki sözlerin orta sınıf kadınların bakış açısını yansıttığı, Meksika Devrimini “en sistem karşıtı” mücadeleler olarak göstermesidir. Anti-sömürgeci mücadele “en sistem karşıtı” oluyor, fakat sosyalist 1917 Ekim Devrimi bu kategoriye girmiyor. Halbuki, emek sermaye arasındaki çelişki uzlaşmaz çelişkidir. Bu çelişkiyi çözen sosyalist devrim en sistem karşıtı bir devrimdir. Çünkü, kapitalist sistemin yerine, daha yüksek bir toplumsal sistemi, sosyalizmi koymuştur. S. Federici adını ettiği Çin Devriminin, bir komünist Parti öncülüğünde gerçekleştiğini hatırlamak bile istemiyor. Çin de işçi sınıfı nüfusu, köylü kitlelere göre çok az olmasına rağmen, işçi sınıfı ve Komünist parti tarafından yürütüldü.
Marx’ın sadece, sanayi işçilerini, devrimin öznesi gördüğü, köylülüğün devrimdeki önemini görmediği biçiminde bir eleştiri gerçekten bir eleştiri değil, tam bir çarpıtmadır. Öncelikle, Marx, 1949 Devrimini değerlendirirken Almanya’da Proletarya devriminin ikinci bir dalgasının, köylüler tarafından desteklenmesine bağlı olduğunu iki anlama gelmeyecek şekilde net ve kesin belirtir. Marx’ın görüşlerinden hareket eden Lenin, 1905 öncesi programını İşçilerin ve Köylülerin Devrimci Demokratik Diktatörlüğü olarak açıklar. Ve bu süreçte işçi-köylü ittifakını birçok yönüyle ele alır. Fakat şu da tarihi bir gerçek, köylülük tarih boyunca bağımsız bir rol oynamıştır. Burjuva devrimler çağında, burjuva devrimine bağlı olarak bir rol oynarken, proleter devrimler çağında ise, proletaryanın önderliğinde devrimci bir rol oynamıştır. Geçen yüzyılda, proletarya, köylüleri yanına almadan, devrimleri başarıya ulaştıramadı.
Marx ve Engels, daha 1870’lerde devrim dalgasının Batı’dan Doğu’ya kaydığını detaylı koydular. Doğu dedikleri Rusya idi. Ve Rusya’da o sırada nüfusun büyük çoğunluğu köylülerden oluşuyordu. Çünkü Rusya toplumsal çelişkilerin üst üste bindiği ve keskinleştiği ülkedir. Devrim, çelişkilerin sonuna kadar geliştiği zamanı beklemeden, çeşitli etkenler sonucu keskinleşmesiyle gerçekleşir. Daha doğrusu devrimci sınıfın önderliğinde gerçekleştirilir. Demek ki, Marx’ın, işçi sınıfı, özellikle de sanayi işçileri dışında kalan ve kapitalizmin ezdiği diğer sınıfların mücadeledeki önemini görmediği biçimindeki bir yaklaşım, tarih konusunda en azından cehaletin ifadesidir. Yazar cehaletin verdiği cesaretle söylemiştir tüm bu lafları.
Marx, son dönemini Cezayir’de geçirir. Arap insanı hakkında gözlemde bulunur ve politik, tarihsel değerlendirmeler yapar. Arapların devrim olmadan, kendilerini ne kadar kötü günler beklediğini belirtir. Bir keresinde şunu söyler:
“(Ne var ki, devrimci bir hareket olmadıkça, perişan olup gidecekler.)”
Cezayir o sıra (ve daha sonra 100 yıl boyunca) Fransız sömürgesidir. Ve halk esas olarak köylülerden oluşuyor. Ve Marx bu ülkede Arap halkının yeni bir geleceği için bir devrimin zorunluluğundan söz ediyor.
Aslında S. Federici, Marx’ın görüşlerine meydan okumak için, dolaylı olarak oryantalizmi (Doğululuk) yardıma çağırıyor. Çünkü E Said gibi oryantalist yazarlar, Marx’ın, Doğu’ya, Batı’nın gözüyle baktığını söylemişlerdir. Ve Marx’ın Hindistan üzerine yaptığı değerlendirmeleri, bağlamından koparıp yorumlamışlardır.
“Marx, ‘Hindistan Tarihi Üzerine Notlar’ da kişisel düşüncelerine çok az yer verdi ama sayfa kenarlarına düştüğü şerhler onun görüşleri hakkında önemli ipuçları sağladı. Marx, istilacıları sıklıkla, ‘Britanyalı itler’, ‘gaspçılar’, ‘İngiliz İki yüzlüler’ ya da ‘İngiliz mütecavizler’ gibi sözlerle tanımladı. Buna karşılık Hint direniş mücadeleleri için her zaman dayanışma ifadeleri kullandı… Orta Avrupa sömürgeciliğini açık açık kınaması kesinlikle şaşmaz bir tavırdır.” ( Marcello Musto)
Marx bir polemikte şunları belirtir:
“Sir Hery Marne ve diğer kafadarları dışında herkes, orada ortak toprak mülkiyetinin yok edilmesini yerli halkı ileriye değil, geriye doğru iten İngiliz Vandallığından başka bir şey olmadığını anlar.”
Görüldüğü gibi, oryantalizmin de feminist yorumlara bir yararı olmamıştır.
Sonuç olarak, Silvia Federici’nin Marx’ın görüşlerine meydan okunması tarihin gerçeklerine çarpmıştır. Ve sonunda güç duruma düşen kendisi olmuştur.
Comments