top of page

İsyancı ve Devrimci Kadın Hareketinin Hedefi




Ezilmişliğin ve Eşitsizliğin Tamamen Ortadan kaldırılması


Kadınların eşitsizliği bugünkü durumuna değinen BM (Birleşmiş Milletler), kadın erkek, eşitliğinin sağlanabilmesi için, 2864 yıl gerekir diyor. BM’nin sözünü ettiği eşitlik biçimsel eşitsizliktir. Yaşamda gerçek eşitlik, BM’in anlayışının dışındadır.

BM’nin çıkardığı sonuç, rakamlarla çarpıcı biçimde ifade edilse de, daha çarpıcı olanı burjuva toplumda kadın erkek arasındaki biçimsel eşitlik hiçbir zaman tam değildir, her zaman eksiktir, ortadan kaldırılabilir. En ileri, en demokratik burjuva toplumda da am değildir.

BM’nin saptamasından yola çıkanlar şu öneride bulunuyor Kadınların eşitsizliğinin ortadan kalkması için, kadın hareketinin “ışık hızıyla” davranması gerekiyor. Kuşkusuz, kadın hareketinin hızlı hareket etmesi, bu amaçla mücadeleyi yoğunlaştırması, kadınların lehinedir. Fakat, bu, bizi gerçek kurtuluşa vardırmaz. BM’in söylediği nicel bir sonuçtur. Dolaysıyla mesafeyi kısaltmak da niceldir. Oysa, kadınların gerçek kurtuluşu, toplumun nitel dönüşümünü, yani devrimci yeniden kuruluşunu gerektirir.

Kadınların ezilmişliğini ve eşitsizliğini ortadan kaldırmak için yüzlerce yıl geçmesi gerekmiyor. Devrimci siyasal mücadeleyle hedef daha kısa sürede gerçekleşebilir. Çünkü siyasal yol, hedefe ulaşmanın en hızlı yoludur. Sınıf mücadelesiyle bağlantılı olarak, toplumda ani değişimler büyük sıçrama yaşanır. Böylece toplum, devrimci sıçramayla, köklü dönüşüme uğrar. Kadınların toplumdaki toplumsal konumu, toplumun devrimci dönüşümüyle birlikte değişir. Kadınların toplumsal konumunun değişimi, toplumun dönüşümünün koşuludur.

Ezilen cinsiyetin ve diğer ezilen insanların içinde bulunduğu durum, sürekli patlayıcı toplumsal durumdur. Derin hoşnutsuzluk ve devrimci öfke var. Bu durum kendini sürekli eylemlerle açığa vuruyor. Uzun zamandır, ezilenlerin eylemleri patlama özelliği taşıyor. Eylemlerin bu yolla kendini göstermesi, hareketi hızlandırıyor. Patlama biçiminde başgösteren eylemlerin devrimci sonuçları var. Harekete bir ağırlık merkezi ve bir çekim gücü oluşturuyor. Patlamalı eylemler, çatışmalı eylemlerdir. Eylemler ne kadar çatışmalıysa, temel hedeflere yönelikse, o denli devrimci değeri ve devrimcileştirici rolü taşıyor. Daha çok insanı devrimci kavgaya çekiyor. Kadınların patlak veren sokak eylemleri onlarca yıllık propagandadan daha etkileyici oluyor. Başka dönemlerde, kitleleri devrimcileştirmede, Gezi Halk Ayaklanmasının yarattığı kadar bir etki yaratabildi mi? Çelişkilerin bu denli keskin olduğu, koşulların bu kadar patlayıcı olduğu bir zamanda patlamalı, çatışmalı eylemler dışında hiçbir ezilen insanları bu kadar derinden etkilemez, onları harekete geçiremez.


Herşey Gerçekleştiği Tarih Ortamında Ele Alınmalı


Herşey gerçekleştiği tarihi ortama bağlıdır. Her somut olay, belirli bir tarihi çerçevede değrelendirilmelidir. Olayların meydana geldiği belirli tarihsel zemin vardır. Dolaysıyla olaylar ancak, gerçekleştiği kendi tarihi ortamında bir anlamı vardır. Bu nedenle tarihsel kıyaslamalar her zaman doğru olmaz. Çünkü, her biri kendi gerçekleştiği ortama bağlıdır.

Somut olarak, bugünkü kadın hareketi, mücadelesi ve sorunları üstünde duruyoruz. Geçmişteki kadın hareketiyle bazı ortak yönleri olmakla birlikte, geçmişteki hareketin, kendi tarihsel ortamda biçimlendiği ve o ortamın etkilerini taşıdığını biliyoruz.

Herşeyin karşıtına gebe olduğu bir dönemden herşeyin karşıtına gebe olmakla kalmayıp, karşıtına dönüştüğü bir döneme geçtik. 19. yüzyılda burjuva toplum karşıtına gebeyken, 20. yüzyıldan başlayarak, kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı başladı. Burjuva toplum karşıtına dönüştü. Kapitalizmin yerini sosyalizm aldı. Bu çağ sürüyor. Sosyalist ülkelerde yaşananlar, kapitalizmin buralarda yeniden varlığını sürdürmesi, tarihi değişimin ileriye olan yönünü değiştirmez. Zaten doksandan itibaren yeni bir toplumsal devrimler çağı başladı. Günümüzdeki kadın hareketi, bu çağın etkilerini taşıyor. Etkileşim şu yönde de oluyor: Devrimci kadın hareketi, çağın kendisini etkiliyor.

Sonuçta, kadın özgürlük hareketi, tarihsel olarak daha ileri bir dönemde, maddi koşulların, bir bütün olarak sosyalizme geçiş için olgunlaştığı bir dönemde mücadele yürütüyor. Nesnel toplumsal şartların olgunlaşmasının yanında, devrimci yoldan iktidarı ele geçirecek olan özne de, teorik pratik olarak donanımlıdır. Kendi önüne koyduğu ileri hedefleri, diğer ezilen insanlarla birlikte gerçekleştirebilir.

Geçmişte ne kadar parlak tarihsel dönem yaşansa da insanlık yeni bir geleceğe doğru ilerlediğinden, geçmiş hareket, başlangıç noktası yapılmaz. Devrim mücadelenin bugüne kadar yarattığı ya da yol açtığı sonuçlar, bugünkü hareketin başlangıç noktasıdır. Nasıl ki, kitleler daima ileri bir örneği kendi mücadelesinde taklit ederse, aynı biçimde sınıf savaşının en ileri noktasından devam eder. Dünden bugüne sanki tüm bu gelişme ve değişim olmamış gibi, kadınların gerçek özgürlük hareketi büyük bir ilerleme göstermemiş gibi, tarihin bugünkü ortamına kayıtsız kalınamaz.

Tarihin bu en ileri noktasında, ezilen cinsiyetin ve diğer ezilen insanların talepleri, hedefleri daha ileri olmak zorundadır. Çünkü nesnel toplumsal durum, problemin dahi ileri çözümünü önümüze getirmiştir. Bu demektir ki, ezilen insanlar, önlerine toplumsal kurtuluş hedefini mücadelenin doğrudan doğruya gerçekleştireceği bir hedef olarak koymalıdır. Önüne ileri hedefleri koyan bir siyasi hareket, buna göre konumlanır. Yani daha ileri noktada konumlanır. Değişen duruma göre konumlanış güncel mücadelenin başarısı için temel bir koşuldur. Bazı siyasi hareketler, değişen koşullara göre konumlanış diye geri bir noktada konumlanışı anlıyorlar. Yani burjuvazinin kabul edebilir gördüğü bir noktada hareket etmeyi savunuyorlar. Oysa, değişen koşullar, mücadelenin dayandığı yeni zeminler, daha ileri noktada, devrimi gerçekleştirmeyi ve konumlanışı önümüze getiriyor.


Daha İleri Gidilmeli


Bazı kadın hareketleri, siyasi iktidarın, burjuva dinci gerici politika ve uygulamalar karşısında, statükoyu savunuyorlar. Böylelikle kendilerinin ileri hedeflerden ne kadar uzak olduklarını göstermiş oluyorlar. Dinci gericiliğe karşı statükoyu savunuyorlar. Fakat, dinci gericiliğin statükonun zeminleri üstünde geliştiğini, bizzat sermaye tarafından beslendiğini, güçlendirildiğini unutuyorlar. Sermaye, işçi sınıfı ve emekçi halkların devrim ve toplumsal kurtuluşu uğruna mücadelesini engellemek için, dinci gericiliği ön plana çıkardı. Dinci gericilik yalnızca emperyalizm tarafından oluşturulmadı, aynı zamanda işbirlikçi tekelci sermaye ve devlet tarafından örgütlendi. Apaçık ortadaki, dinci gericiliğe karşı mücadele, sermayenin egemenliğine karşı kapitalizme karşı mücadeleden ayrı başarıya ulaşamaz. Din, politiktir. Amacı emekçileri, sermayeye boyun eğdirmektir.

Günümüzde din, kapitalizmin krizlerinden, toplumsal felaketlerinden ahlaki çöküşünden besleniyor. O halde, dinin eleştirisi, beslendiği maddi temelin, toplumsal ve politik koşulların eleştirisi temeline dayanmalıdır. Toplumu gerici toplumdan kopuşa götürecek olan lafa dayalı eleştiri değil, pratik eleştiridir, devrimdir, yeni topluma geçiştir. Çok açıktır ki, dinci gericiliğe karşı mücadelenin başarısı, statükoyu savunmakta ve korumakta değil, daha ileri gitmekle statükoyu havaya uçurmaktan geçiyor. Şu da bir gerçektir, statüko, kendisini savunanları en sonunda yozlaştırır, çürütür.

Burjuva toplum, sömürü ve tahakküm toplumudur. Ezen ve ezilenlerin, sömüren ve sömürülenlerin olduğu bir toplumdur. Emekçi halk kitlelerinin ezilmesi yalnızca ekonomik yolla değil, aynı zamanda politik yolla oluyor. Politik yapının görevi, ezen ve sömüren sistemi devam ettirmektir. Dolaysıyla, statükoyu savunmak, siyasi kurumlarını, burjuva değerleri savunmak, sömürü ve tahakkümün sürüp gitmesini istemektir.

Burjuva muhalefetin statükoyu, onun siyasi kurumlarını savunması, kendi durumunu güçlendirmek içindir. Emekçilerin görevi, burjuva muhalefeti güçlendirmek değildir. Kadınların ve diğer ezilenlerin mücadelesini güçlendirmektir. Bu ise, burjuvazinin bütünlüğü karşısında, bağımsız devrimci politika izleyerek olur. Burjuva muhalefet karşısında bağımsız tavır koymak sadece lafta değil, pratikte, günlük mücadelede, bugünün önemli bir görevidir.


Tam Kurtuluş Hedefinden Sapmadan


Kadın kurtuluş hareketinin temel ve en önemli hedefi eksiksiz özgürleşme ve insani bir toplumdur. Bunun temel koşulu kadınların diğer ezilenlerle birlikte iktidara gelmesidir. Devrimci iktidara ve kendi yaratıcı insiyatiflerine dayanarak hedefleri gerçekleştireceklerdir. İsyan, devrim, özgürlük, işte kadınların ve tüm ezilenlerin gücünü ve enerjisini bir sınırlama olmadan, sonuna kadar harekete geçirecek olan budur. Temel devrimci hedeflerden, toplumsal kurtuluştan uzaklaşan ya da aynı anlama gelmek üzere büyük amaçları, küçük amaçların arkasına iten bir anlayış ve hareket, zorunlu olarak mücadelesini sınırlar. Çünkü bizden sınırsız bir çaba ve fedakarlığı talep eden, büyük amaçlardır. Sistemi aşmayan istemler, çabalarımızı, gücümüzü ve inisiyatifimizi sınırlar. Ezilen cinsiyetin ve diğer ezilen insanların büyük potansiyel gücü var. ama bu yaygın ve büyük güç, reformlar mücadelesini esas alan siyasi hareketleri bu anlayış sonucu sınırlanıyor.

Ödüncülük mücadelede sınırlama getirir. Temel devrimci hedefleri bir kenara bırakanlar, zorunlu olarak, mücadeleyi, burjuvaziden, siyasi iktidardan ödün koparmayla sınırlandırırlar. Ezilenler ve sömürülenler, sistemden ödün kopararak hiçbir zaman asıl hedeflerine ulaşamazlar. Laksine, ödün koparma politikası, bu politikayı izleyenleri, kurulu sisteme bağlar. Ödün koparma, ancak, temel hedefler uğruna mücadelede, geçerken elde edilen yan sonuçlardır. Eğer ana sonuçlar için mücadele vermiyorsak, yan sonuçlarla kendimizi vurmuş oluruz.

Kadın isyan hareketinin, kadın kurtuluş hareketinin çok yaygın bir gücü var. bu insanlar, yetenekli, entelektüel ve donanımlıdır. Ama bu büyü güç tam kapasiteyle mücadele vermiyor. Çünkü onların tüm kapasitelerini açığa çıkaracak olan, devrim ve sosyalizm mücadelesidir. Özgürlük mücadelesidir. Ezen ve sömürenlerden, ödün koparmak, hiçbir zaman bu gücün en etkin ve en verimli biçimde harekete geçmesini sağlamaz. Ve bu büyük mücadele potansiyelimizi tam kapasiteyle geçiremediğimiz için, devrimin büyük olanaklarını tam anlamıyla değerlendiremiyoruz. Devrim, sürekli yeni yeni insan topluluklarını etkiliyor. Ve saflara sürekli yeni insanlar katılıyor. Devrimin insan gücü, özne sorunu yok. Bütün mesele, oluşan gücün devrim uğruna etkin biçimde harekete geçirilmesidir.

Devrimden uzaklaşmak ya da ödüncülük, kadınların toplumdaki konumunun sürekli hale getirilmesidir. Ödünler koparma politikası, bazı haklar uğruna, burjuva diktatörlüğünün ve onun tarafından beslenen erkek egemenliğinin gönüllü olarak kabul edilmesidir. Bu, kadınların köleliğinin devam etmesidir. Reformist hareketlerinin kadınları, işçi sınıfı ve diğer ezilen insanları getirdiği nokta burasıdır. Kadınların büyük gücünü devrim, toplumsal kurtuluş, özgürlük hedefi doğrultusunda harekete geçirmek isyancı ve devrimci kadın hareketine düşüyor.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


EKA3-01.png

dünyaya başkaldırıyoruz!

© 2023 by RAFTER'S. Proudly created with Wix.com

bottom of page