top of page

Bir Şehrin Yankısı: Antakya'nın Sessiz Çığlıkları


Fotoğraf: Kazım Kızıl
Fotoğraf: Kazım Kızıl

Tüm gece beni daraltan ve içime sıkışıp kalmış o sessiz çığlık, 04.17 sularında bir çağlayandan akar gibi döküldü dudaklarımdan… Evet iki yıl geçmişti, kendimize gelmiştik, her şey düzelmişti(!) Oysa geçen, art arda koparılan takvimin  yapraklarıydı sadece; kendimize de gelmemiştik hani. Birbirimizi yıkıntılar arasında ararken kaybolmuştuk biz. Bizler için düzelmekten çok haroşa bir örgüye dönmüştü yaşam; iki ters bir düz olmuştuk bizde. Tekrar o çığlıklara nasıl dayanacağımı bilmiyordum; dik durmalıydım, hesap sormalıydık, ayakta kalmalıydık. Ekilmesi gereken tohumlar, yeşerecek reyhanlar vardı bastığımız toprakların altında.

Bu sabaha karşı yalnız ben ağlamıyordum, büyük bir kent ağlıyordu; “Gözyaşlarımı yağmura bıraktım” diyordu Antakya. Bizi öldürenlerin elindeki kanı temizlemeye yetmezdi ama yağsın, o günkü gibi yağsındı yağmur yine de. Asiyi soracak olursanız hırçındı, köpük köpük deviniyordu. Reyhanları ve karanfilleri bırakınca, ölümsüzlerimizin mezarına ulaştıracak gibi götürmüştü onları. İki yıl önce enkazlara bulaşan kırmızılık,  bu kez asideki karanfillere bırakmıştı yerini… Bahurlar yakılmış yürüyüş devam ediyordu; şehrin her bir yanından sesler yükseliyordu: “Sesimizi duyan var mı? “ O gün de yoktu… Ölümün kokusunu bastırması için bir dal reyhan bırakmıştım elimde, oysa kalbimdeki enkazın altında binlerce reyhanım yatıyordu ve bahurlar yetmemişti onların kokusunu bastırmaya… Saygı duruşu anonsu yapıldığında koca bir şehir sustu. Elimdeki reyhana bir Mimoza dalına sarılır gibi sarılmıştım. Gözlerimi sıkıca kapattım…

Saray caddesindeyim hava günlük güneşlik, büyük parkta çocuklar oynuyor… namaz kılınıyor Habibi Neccarda… baharat kokusu alıyorum, birileri simidini tuza banıyor… uzun çarşıda yine o kalabalık… birileri künefe yemeye gelmiş, Feyruz çalıyor yine şehrimin sokaklarında…

Gözlerimi açtığımda yürüyüş devam ediyordu. Feryatların duvarını yıkmaya gelenler için barikatlar kurulmuştu yollara. Ölenlere verdiğimiz söze inancımız barikatları aşmıştı çoktan.Bu azdı; öfkesi Asi’den taşmış, ihmal edilmiş, insanca yaşam koşullarından yoksun,ölüme terk edilmiş ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir halkı durdurmak için barikatlar yetmezdi.

Ve sesinin her tınısında umudu haykıran bir halkı kimse yıkamazdı. Şairin dediği gibi: Bitmemişti daha sürüyordu o kavga ve sürecekti, ölenler dövüşerek ölmüş, güneşe gömülmüştü... Soracak hesabımız, yaşamı yeniden kuracağımız bir Antakyamız vardı. İlk günden beri gitmemiştik, buradaydık Terk etmemişti bizi şehrimizin sevdası, biz de sevdamızı…



                                                                                                                                                                                                                     İlkay

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


EKA3-01.png

dünyaya başkaldırıyoruz!

© 2023 by RAFTER'S. Proudly created with Wix.com

bottom of page